etkin haber

386

Özgür Gençlik

Birilerine dokunmak zorunda kalanlar

Beden değiştirme ameliyatı için kampanya başlatan Fahriye Ağtaş, "Kampanyanın sebebi ilk olarak "trans kadınların, kadın olduğunu bilmek”, ikincisi de artık gerçekten o kadar çok ihtiyacımız var ki sokaklarda olmaya, alanlarda olmaya, dünyanın her yerinde var olmaya o kadar çok ihtiyacımız var ki ve bu kampanyalarda bir nevi bu durumun önünü açıyor” dedi.

- Salı - 26 Şubat 2019 - 13:53
Fahriye Ağtaş, İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğrencisi ve trans genç bir kadın. Mayıs ayında beden değiştirme ameliyatını gerçekleştirmek için bir fon açtı ve sesini yavaş yavaş yaşam içinde duyurmaya devam ediyor. Bizlerde Fahriye'ye ses vermek için röportajını yayımlıyoruz. Öncelikle Fahriye'ye röportajı için teşekkür ederiz. Şimdi Fahriye'ye ve tüm translara ses verelim ve vermeye devam edelim. Çünkü alışın, onlar varlar.”
 
Kampanyayı başlatmaya nasıl karar verdiniz? Bu süreçte yaşadıklarınızı bizimle paylaşır mısın?
 
Bu kampanyaya başlama sebebim aslında; bir süredir bu tarz kampanyalar açılmaya başlandı ve transların görünürlüğünü, translar ile dayanışmanın ne kadar önemli olduğu fikri bir biçimde kafamıza kazındı. Aslında bu kampanyaya başlama cesareti beni güçlendirdi. Bir şeylerin olabileceği, toplumsal bir dayanışma ile daha iyi bir yere gelebileceğimizi hissederek böyle bir kampanyayı açmaya karar verdim. Bu süreçte yaşadıklarım, evet benim için zordu. Çünkü trans deneyimi dediğimiz şey çoğunlukla yaşamın dışında yani belli zorluklarınında olduğu, belli güzel yanlarınında olduğu (bunu asla inkar edemem), çok şey yaşadım, çokça tuhaf şeyler ile karşılaştım aynı zamanda çok güzel şeyler ile karşı karşıya kaldım. Kampanyam sadece maddi bir amaç doğrultusunda değil. Böyle düşünülmesini asla istemem. Zaten bunun içinde burada değilim. Bu kampanyanın sebebi ilk olarak "trans kadınların, kadın olduğunu bilmek”, ikincisi de artık gerçekten o kadar çok ihtiyacımız var ki sokaklarda olmaya, alanlarda olmaya, dünyanın her yerinde var olmaya o kadar çok ihtiyacımız var ki ve bu kampanlarda bir nevi bu durumun önünü açıyor. Önceki dönemlerde benim birkaç arkadaşım kampanya yürüttü. Bu doğrultuda sesleri duyuldu, varlıkları keşfedildi, başarıları keşfedildi. Toplumla dayanışabilmek, toplumun kendisine dokunabilmek, her defasında bir topluma dokunmak zorunda kalıyoruz. Toplum bize çok dokunmaktan yana değil ama her zaman öteki olan mücadele ediyor. Benimde mücadelem bu.
 
Devlet her zaman ikili cinsiyet sistemini savundu ve hep bunu destekledi. Bu yüzden transgenderlara dair hiçbir zaman bir çalışması olmadı. Türkiye gibi bir ülkede sadece 3 tane üniversite hastanesinde böyle bir uygulama yapıyor. Yanlış bilmiyorsam biri İzmir'de, diğeri Ankara'da bir diğeri ise İstanbul Cerrahpaşa Hastanesinde. Ben cerrahpaşa Hastanesinde ameliyat sürecine başladım ancak doktorlar seni o kadar deli ediyor ki. Mesela benim gittiğim doktor; sürece başlamadan 6 ay önce sanki "sen hastaymışsın gibi” yaklaşıyordu. Ben "trans kadın olduğum için”, kadın olmak istediğim için beni altı ay izleme süresine aldılar. O süre zarfında ben hormon kullanamıyorum böyle bir baskılayıcı bir metodu var. Bu o kadar zorlayıcı oluyor ki. Bir kere her trans kadın birazda biyologdur. Şunu biliyorsun; eğer 30 yaşından sonra hormon kullanmaya başlarsan vücudunun bunu kabul etmeyeceğini biliyorsun. Çünkü vücut yapın, dengelerin ve hormonların artık değiştiği için bu iğneleri kabul etmiyor ve ilaçlara karşı olan gücün azalıyor. Bu yüzden yapılan iğneler ile vücudunda bir değişiklik sağlayamıyorsun. Şimdi durum böyle olunca süreci bilerek uzatıyorlar ve travma biçiminde yorumlamaya çalışıyorlar. Ben bunu yaşadım. Bana saçma sapan sorular sormuştu. Mesela "Çocukken hangi roller benimserdin? Kadın mı erkek mi?” gibi sorular sorarak travma araştırmaya çalışıyorlar. Bende kızıp "Bu sorularla benim travmalarımı araştırmaya çalışıyorsunuz.” demiştim. Süreç maddi ve manevi anlamlar ile çok zor. Bu hormonları kullanırken insan zihninde büyük zorluklar yaratıyor. Zihinsel ve duygusal olarak da o kadar zor ki… O hormonlar bütün zihin dengeni değiştiriyor ve aynı zamanda pahalı. Günlerce hormonları kullanamadığım zamanları hatırlıyorum ve bu bende büyük travmalar yaratıyordu. Her gün aynaya baktığımda "Bugün değişmedim.” problemini karşıma çıkartıyordu. Her konuda olduğu gibi bu konuda devlet, yardımcı olmuyordu. Bütün hormon ilaçları benim sürecim bittikten sonra onaylandı. Peki ben bu işten ne anlayayım? Mart ayında süreç bitecek ve daha yine raporum onaylanıyor. Marttan sonra hormon kullanmayacağım ve verdikleri rapor hiçbir işe yaramadı.
 
İlk başta ailemin sürece başladığımdan haberi yoktu. İhtiyaçlarımın daha fazla arttığından haberleri yoktu bu yüzden bana ihtiyacımın olduğu kadarını düşündükleri bir bütçe gönderiyorlardı. Bu da büyük zorluklara yol açıyordu benim açımdan. Ameliyatımı Mayıs ayında gerçekleştirmek istiyorum çünkü Nisan'ın 6'sında raporum hazır olacak. Bu yüzden çok heyecanlıyım. Çok farklı hissediyorum ve bir şeylerden kurtulacağıma inanıyorum. Büyüleyici geliyor bana. Büyük bir aşkla bekliyorum bunu. Gözümü her kapattığımda o günü hayal ediyorum. Bunu fonu açtığımda da biraz daha yaklaştığımı hissettim. Fonu açtığımda "Fahriye, sen biraz daha yaklaştın zafere.” diye hissetmiştim. Gerçekten büyük zafere yaklaşıyorum ve tüm hayallerim gerçekleşecek. Daha önce bu tarz fon açan arkadaşlarımı gördükçe toplumsal bir dayanışma ağı ile hayatıma kelimelerime dokunarak bende yeşereceğim.
 
Kampanya sürecinden önce her trans kadının yaşadığı gibi kendini bir çıkmazın içinde hissediyorsun. Çünkü belli olmayan koca bir geleceksizlik hali. Eğer sen trans bir kadınsan ve yaşamda tutunacak bir yerin yoksa senin için hayat daha zor. Çünkü sana biçilen belli kaderler var. Kimileri buna kader diyor, kimileri kader değil diyor. Ben kader değil diyenlerdenim ama yapmadığım bir şey için, mesela seks işçiliği; hiçbir zaman seks işçiliği yapmak istemedim. Psikolojik olarak kaldırabileceğim bir işçilik değildi ama bunu isteyerek yapanlara her zaman saygım sonsuz. Burada onlar için saygım sonsuz demek bile çok yanlış. Saygı duyulması gereken bir durum değil çünkü seks isçisidir ve bu onun işidir. Ben kendimde bu cesareti kendimde hiç bulamadığım için, psikolojik olarakta galiba bu süreçtede zor bir dilim geçirerek böyle bir şey yapmadım. Ve aslında durum böyle olunca bunun belli getirileri oldu. Çünkü hiçbir şeyim yokken savaşmak zorunda kaldım hayatın kendisi ile. Süreç öncesinde korkunç bir nefret ile karşılaştım. Aslında insan kendini yalnız hissediyor. Şöyle yalnız hissediyor; birçok arkadaşım var, birçok arkadaşım ile birçok şeyi paylaşıyoruz aslında birçok konu hakkında fikir alışverişi yapıyoruz, her şeyin çözülebileceğine dair belli umutlar geliştiriyoruz kendimize. Her şey güzel olacak diyoruz kimi zaman yıkıkları oynasakta ama her ne olursa olsun insan yalnız oluyor. Her acı aynı tonda, her acının rengi aynı, her hikaye aynı tonda acı çekiyor.
 
Senin hikayen gibi pek çok trans bu zorlu süreci yaşıyor. Diren ve Buse hapishane sürecinde erkek egemen devlet tarafından istemedikleri bir beden içerisinde yaşamaya zorlanıyor. Bu konuda neler söylemek istersin?
 
Devlet her zaman zaten, bir abluka halinde kendini var etti. Yıllardır, uzun zamandır ve her daim çünkü devletin kendisi korkunç bir mekanizma. Diren ve Buse için yapılanlar asla kabul edilemez şeyler. Aslında korkunç bir fobi, korkunç travmatizeler yaşadılar yüksek ihtimal. Kesinlikle bilinçli travmatize mekanizmaları oluşturdular onlar için. Mesela Buse, beden değiştirme operasyonu olmak isteyen bir kadın ama devlet "bunun zorunlu olduğunu” söyleyip "Evet bunun yapılması şart ama önemli değil şimdilik, acelesi yok.” diyerek açıklama yapmıştı. Bu asla böyle bir şey değil. Bu operasyonlar bir süre sonra insanları psikolojik olarak çok büyük yıkımlara uğratıyor. Mesela benim şuan kendi bedenime dair disforyalarım varken o kadınların yaşadıklarını düşünmek çok tahammülsüzleştiriyor gerçekten. Çünkü o kadar zor ki, kapalı bir alandasın, bir hücredesin ve aslında yalnızsın, arkadaşların yok, kimsen yok ve aslında seni başka bir bedende sürgün ediyorlar. bunun kadar acı bir şey olamaz. Bu konuya dair söyleyeceklerim tabiki bu kadar ile sınırlı değil. Her daim onların yanında olduğumu söylemek isterim. Mücadeleleri, mücadelemizdir ama devlet dediğimiz gibi her daim yok etme mekanizması. Her alanda bizleri, diğer LGBTİ+'ları yok etti.
 
Transfobi yaşamımızın her alanında rastladığımız bir durum haline geldi. Trans olduğu için katledilen, şiddete uğrayan birçok LGBTİ+'ların hikayesi karşımızda duruyor. Sen bu zorluklar ile nasıl başa çıkıyorsun? Sende nasıl bir duygu yaratıyor?
 
Transfobi, homofobi, bifobi, bunlar korkunç bir değer haline gelmiş. Yani artık toplumsal bir değer haline gelmiş ya da ben öyle görüyorum. Bunlarla baş etme yöntemi aslında lubunyanın kanında olan bir şey ve lubunyayı güçlendiren bir şey. Bununla başa çıkmanın yolu dalga geçmek hakikaten. Gülmek, şakırdamak, dans etmek, bulunduğun her alanda sözcükler ile, sözcükleri birbirine bağlayıp kıvırmak çünkü başka bir mücadele hattı geliştiremedik hakikaten. LGBTİ+'ların ve transların mücadele etme yöntemi hep aynıdır. Mesela bize "dönme” diyorlar. Bizde "Evet, dönmeyiz.” diyoruz ve bunu sahipleniyoruz. Ya da "ibne” diyorlar, "Evet, ibneyiz!”. Bunda bir problem yok, ibneyim ve gururlu bir ibneyim. Mücadele etmeyi birazda bununla ilgili görüyorum.
 
Okulda biraz daha politik bir kanaldan yaklaştığım için duygusallığa yer vermiyorum. Çünkü okul benim yaşam alanım. Nefes aldığım, yaşadığım, eğitimini aldığım bir yer -her ne kadar eğitim kavramının altı boşaltılmış olsada-. Bu yüzden okulda güçlü durmaya çalışıyorum. Ama okuldan çıkınca dış dünya karşılaştığım her hangi bir nefret söylemi ya da nefret ile karşılaşınca artık beni çok yıpratıyor. Artık tahammül edemiyorum. Bazen gerçekten toplumsallaşmak istiyorum. En çok korktuğum şeydi toplumsallaşmak çünkü toplumun kendisi içi boşaltılarak öğrenilmiş şeyleri kabullenen bir psikolojiye sahip olduğum için korkuyorum. Bazen o kadar çok zorlanıyorsun ki özellikle kendi özelimde ve diğer arkadaşlarımın üzerinde görüyorum. Hakikaten bazen tahammül edemiyorsun. Sokakta rahatça yürümek istiyorsun, gözlerin sana dikilmesini istemiyorsun. Çünkü her şey olağan akışında devam ediyor ama bir yerlerde sen sürekli bir çıkmaza sapıyorsun. Bu söylemlerle çözülebilecek bir konu değil bu. Asıl mesele bizim daha çok sokaklarda olmamız gerekliliği. Daha çok örgütlü mücadele ile, daha çok sokakta haykırarak orada var olarak çözebileceğimiz bir yöntem haline geldi.
 
Bu röportajı okuyan insanlardan neler bekliyorsun?
 
Öncelikle bunu okuyan insanlar, hayatlarında bir şeyleri kırsınlar. Dünya bir şeyleri kırmak ya da nefret etmek için doğru yer değil. Dünya ışıklı bir yer ve insanların her biri ışıklı. Bunu unutmasınlar. Gerçekten hayata, insanlara ve yaşama bir baksınlar. Onlar için ulaşılmaz, yaşanamaz, silmek istedikleri şey diğer insanlar için çok acı verici olabiliyor. Bunu özellikle "nefret” için söylüyorum. Çünkü insanlar nefret ederler ve bir sözcük ile karşısındaki insanları yok ederler ya da yok ettiklerini zannederler. Bu yüzden nefret etmesinler, bizden nefret etmesinler, trans kadınlardan nefret etmesinler, geylerde, biseksüellerden, lezbiyenlerten, artılardan nefret etmesinler çünkü dediğim gibi dünya nefret edilecek kadar kötü bir yer değil. Dünyayı çirkinleştirmeyelim. Diyoruz ya "Dünyayı, güzellik kurtaracak.” ama bu söylemi söyleyenler bu çiçekli sözleri söyleyip karşısındakini yok ediyorlar. Ben şunu istiyorum; korkmayın. Korku ve nefret öğretilen bir şey. Bunu öğretmeyin- öğretmeyin. Ses olun. Sadece bana değil, benim gibi birçok arkadaşıma ses olun ve bıkmayın bu kampanyalardan. Çünkü daha çözülmüş bir mesele değil bu. Aslında daha çok isteyin bu kampanyaları, daha çok destekleyin daha çok duyurun. Ve birbirimizi sevelim…